Kendin olmak, belkide bütün mesele bu..

İnsan ömründe belkide en önemli iki tarihin ilkidir doğum tarihi. Bu tarihten yürüme dönemimize kadar, prens ya da prenses gibi ilgilenilir bizimle. Hatta hayatımızda daha sonra pek rastlayamayacağımız koşulsuz sevgiyi bu aralıkta yudum yudum tadarız. Ağlamamız ya da üzerimizi kirletmemiz defalarca olsada, bize duyulan koşulsuz sevgi kesilmez adeta.
Emekleme döneminde defalarca düşsek bile binbir takdir ile yeniden motive edilir cesaretlendiririz yürümeyi başarabilmek için. Derken yürümeğe başlarız, sanırım 1,5 yaş desem hata etmiş olmam. Bu yaşta içimizi kavuran merak duygusu çok şeye ulaşıp incelemeye çeker bizi. Gel görki eskisi kadar masum değilizdir bu nedenle. Masa örtüsü çekmeler, çekmeceleri karıştırmalar, bize zarar verir mi diye düşünmeden yaptığımız çok şey.. Değer verilen eşyaları kırmamız ya da yemek yememe isteğimiz, kısacası yaramaz olmaya başlamışızdır ki peşine minik minik cezalar gelmeye başlar. Farkederizki iki farklı kişi vardır bize yakın, adına ebeveyn denilen. Eskisi gibi sevgi koşulsuz değildir artık. Uslu çocuk olursak sevilebileceğimizi farketmemiz uzun da sürmez hani ve sevgi koşula bağlanmıştır artık. Diğer değişle sevilmeme korkusu ile tanışırız. Elbet bunun yanında ceza alma korkusu da devreye girer ve hatta bu iki korku ömür boyu baş etmeye çalışacağımız temel korkularımızdır artık.
Bu nedenle başkalarını memnun etme eğilimimiz, bu iki korkuyu yaşamamak isteyişimiz nedeniyle başlamıştır. Ebeveynlerimin dediği gibi olursam beni sevecekler ya da onların dediği gibi olursam ceza almayacağım. Kendimizden vazgeçmeye başladığımız ilk dönemler. Elbette bu korkuları kardeşlerle de yaşamaya başlarız. Ya oyuna almazlar ya da “anne al şunu başımızdan oyunumuzu bozuyor” yakınmalarıyla ötekileştirmeler başlar. Arkadaşlar arasında da bu iki korku kendini gösterir. Onları da memnun etmek gerekmektedir. Daha sonra öğretmen gelir ve onu da memnun etmelidir. Erkekler için askerlikte komutan ve nihayet çalışma hayatı ve amir. Onu da memnun etmelidir ve her memnun etmeye çalışmak, biraz daha kendinden vazgeçiştir artık. Nihayet evleniriz ve eş ile karşılaşırız ve evet o da memnun edilmelidir. Kendimiz olmaktan vazgeçmemiz o denli yavaş olur ki gerçek ben ne ister neden hoşlanır iç motivasyonu ne ile mümkündür tüm bunlar bilinmez olur. Orta yaşlarda öz-ben sandığımız ve aslında tamamen kimlikle yaşadığımız bir insan olmuşuzdur ve gidermeye çalıştığımız ihtiyaçlarımızın bir çoğu öz-benin değil kendimizle birleşen kimliğimizin ihtiyaçlarıdır. Benzetmek doğru ise egomuzun kullandığı kimliğimizin kölesi olmuşuzdur ve hiç doymak bilmeyen ego bundan elbette çok memnundur.
Gelelim ikinci önemli tarihe. Elbet, bu dünyaya neden gönderildiğimizi öğrendiğimiz tarih olsa gerek lakin ne mümkün, kendim olmayı beceremezken niye geldiğimi bulabileyim..
Kendinizi aramayı başlatabileceğiniz farkındalığınız yoldaşınız olsun..